| | Üretsiz Blog oluştur

" H O Ş G E L D İ N İ Z "


" Hadi İsrafil... Üfle de Sür'a... Gönlümün kıyameti kopsun üflendiği yerden...! "


İnsanlar ve Aşklar

Asi Bir Küheylan

Aşiret çocuğuyam, adım küheylan,
Kızılca kıyamet yaylasında doğmuşam.
Koyaklarda kartal uçurmuşam,
Kurt kovalamışam,
Adam vurmuşam!

Onursuz yaşanmaz demişem,
Rezil-rüsva etmemişem kendimi böceklere!
Yavri-yavri!
Bu yüzden dik bakarım adamın yüzüne,
Bu yüzden böyle hoyrat kalmışam...

Seni sevmişem,
Bir kekliğin sesini üzmekten sakınır gibi...
Seni sevmişem,
Gururlu dağ çiçeklerini
Göğsüme takınır gibi...
Ben sazımı kıl çadırların boynuna asıp da
Öyle gelmişem buraya.
Yavri-yavri!
Ölürsem iradi ölürem;
Harlanmış bir kılıca
Alnımla dokunur gibi!.

Asi bir küheylanam,
Gözlerini benden ayırma.
Kırılıp düşerem sonra,
Kimse bakamaz yarama...

Bana ne getirmişsen cicom,
Karda çürümüş sümbül soğanları mı?
Yoksa, toz kaldıran taylarımı,
Dar geçitlerde mi kanatmışsan?

O göçebe sevdamızın yamacına şimdi
Kimler konmada, söyle?
Yavri-yavri!
Söyle kınalı kuzum nerede;
Onu hangi soysuzun sürüsüne katmışsan?

Asi bir küheylanam,
Mahmuz vurma döşüme!.
Delerem bu duvarları,
Candarma kavuşmaz peşime!

Ben ki dipsiz uçurum boylarında,
Param-parça olmuş, ölmemişem...
Ben ki huysuz nehir yataklarında,
Yaralarımı çamurla sıvamışam...

Nasıl sığaram düşündün mü,
Şu altı adımlık tosbağa voltasına şimdi?
Yavri-yavri!
Dağları çıldırtan öykümü,
Ben bu demirlere
Dişlerimle yazmışam!

Asi bir küheylanam,
El süremezler yeleme!
Bırak yırtılayım, bırak
Gem vurma benim dilime!..

Hüznün duvarlarında,
Sıvası dökülmüş bir yer vardır;
Bilir misen yavri?
Bilir misen, çiçekler
Çentik-çentik solar,
Bu gavur ölüsü akşamlarda?

Bırak, gözyaşlarımın oyduğu çukurlar,
Öylece betonda kalsın.
Dolansın peşime, bir metelik etmez
Bu sırtlan adımları, dolansın!
Yavri-yavri!
Şapkam namusumdur,
Koma buralarda,
Koma, tespihim dağılmasın!..

Asi bir küheylanam,
Kesmez beni bu acılar!
Beni vursa da bu puştlar,
Ancak sırtımdan vururlar!..


Hangi Ayrılık


Hangi gün karar verdin,
Küt diye çekip gitmeye?
Hangi lafım dokundu sana,
Böyle inceden inceye?

Hangi otobüs söyle,
Hangi uçak, hangi tren;
Seni benden götüren,
Beni bir kuş gibi öttüren?

Hangi kırılası eller dolanır şimdi,
Kırılası belinde?
Hangi rüzgar şarkı söyler,
O ay tanrıçası teninde?

Hangi çirkin gerçek uğruna,
Tükettin güzel ütopyamızı?
Hangi boşboğazlara deşifre ettin,
En mahrem sırlarımızı?

Hangi cama kafa atsam;
Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
Hangi meyhanede dellenip,
Hangi masaları dağıtsam?

Ben de bu sersem başımı,
Karakolun duvarına vursam!
Kendimi caddeye atıp,
Arabaların altına savursam!.

Hangi tercih beni,
En hızlı şekilde öldürür?
Hangi şekil öldürmez de
Ömür boyu süründürür?

Kayıp ilanı mı versem,
Şehir şehir dolanmak yerine?
Ödül mü koysam, ölü veya diri,
Seni bulup getirene?

Hangi ayrılık var ki,
Böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın?
Hangi cam kesiği var ki
Böyle musluk gibi, içime damlasın?

Hiç sanmam, hasta kalbim,
Bunu bir süre daha kaldıramaz..
Feriştah olsa, böyle
Eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!..

Hangi mübarek dua,
Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
Hangi aptal mazeret ikna eder,
Ateşimi söndürmeye?

Olur mu be, olur mu?
Bu da benim gibi adama yapılır mı?
Aşk dediğin mendil mi;
Buruşturup bir kenara atılır mı?

Vefa bu kadar basit mi?
Alınır mı, satılır mı?

Hangi hırsız çaldı
Seni yırtık cebimden?
Hangi pense kopardı,
Bizi birbirimizden?

Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
Hangi çöpçü süpürdü,
Yerden bütün izini?

Hangi yaldızlı otel,
Çarşaf serip barındırdı?
Hangi süslü manzara,
Seni kolayca kandırdı?

Hangi şarlatan imaj,
Böyle çabuk ilgini çekti?
Hangi pembe vaatler,
O saf kalbini cezbetti?

Dağ gibi adamı eze-eze,
Hangi anası tipli parlak çömeze
Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?

Hangi yamyamlara yedirdin,
O masum rüyamızı?
Hangi mahluklar çiğnedi,
El değmemiş sevdamızı?

Hangi bıçak keser şimdi,
Benim biriken hıncımı?
Hangi mermi dağıtır,
İnsanlara olan inancımı?

Hangi bekçi,
Hangi polis artık zapteder beni?
Ve hangi su bağışlatır,
Hangi musalla temizler seni?

           Hangi sevgili var ki
           Senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
           Ve hangi sevgili var ki
           Benim kadar çaresiz?

           Hangi ayrılık var ki
           Böyle kanasın ve böyle acısın?
           Ve hangi taşyürek var ki
           Benim kadar ağlasın?

 

 


41 (Doğum Günü )

41 (Doğum Günü )

41…

Sanmayın ki bu bir il trafik kodu…

Ya da isim şehir,

hani en çok bildiğiniz oyun !

Belki de adam asmaca,

kimbilir ?

41…

 Ayakkabı numaram…

4 ve 1 eşittir 5 ‘mi eder ?

 Kimbilir !

 Kim öğretti bize ?

 Siz nerden bileceksiniz ki ?

 Dört ve bir…

Unutun tüm bildiklerinizi şimdi…

 Ne ifade eder ki 4 ya da 1

 eşittir ya da 5 …

Ya da yan yana koyunca 41

 veya yana yana 41…

 Anlayamazsınız…

 Anlamanız için

 önce benim papuçlarımı giymelisiniz.

 Ateşten mıcırlı yollarında yaşamın

 cam kırıklarında elemin ve kederin

derin bıçak yaralarını hissetmelisiniz

kanlı ve soğuk ve bilmelisiniz

ve öğrenmelisiniz

yanmış yıkılmış

 tüm antik kütüphanelerin

 tozlu,küflü ve pasaklı raflarındaki

 edepsizin nesepsiz mirasını

ve iflasını insanlığın…

 Ve ve yazılmış kaderiniz

yanmış yıkılmış viraneniz ile

 siz yaşarken kendileyince

 bencileyince

kefeninizi ütülemesiniz

Aristo’ya ders verirken

aynı zamanda Sokrat’a da gülmelisiniz…

En çok da devletli Eflatun’a !

Gülmek benim kalbimin cilasını bozar!

Gülemem kan ağlanacak hallere bencileyince…

41…

41 Benim yeni yaşım…

Bugün benim Doğum günüm

bir pasta ile dört mum bu parasızlıkta !

 Ve iki insan…

Üfledim mumları

Mum söndü

mumlar söndü

-mü acaba-

 Ben yanmaya devam ediyorum oysa

 -sönmüştüm yanarken-

 koparılan bir takvim yaprağında daha

 hala…

 “Hey Aristo !

Buz yakar,ateş üşütür keza !

 Anlayana…”

 

 

AyHan ALEMDAR

 9 Mayıs 2011


DİK DURMALI İNSAN

DİK DURMALI İNSAN

Merhameti,vicdanı,mantığı

   kısacası iki gözüm adaleti;

     görünce dört ayaklı Homo Sapiens’leri

       terkettim…

Görünce zorbalığı ve sömürüyü

   ve barbarlığı iki gözüm

     bu çağda

       çağcıllarım arasında

ne Luther ne Adam Smith

  ne Engels ne de Marks umurumda

     terkettim insafı…

İnsaf,hükümsüzdür artık…

Cesedi bir morgda yatıyor…

Bense vicdanımı soğutuyorum

           ağzımda sigaram !

Yine de insaflıydım

 bıçakla öldürdüm

   acı çekmesin diye

     ölsün hemen diye

       çabucak soğusun diye,itirafımdır…

Bıçakla öldürdüm kansızı,

  olmayan kanı aksın diye !

Onunda hemoglobinsiz alvuyarları

                                  kırmızıydı…

Erectus’um ben,dimdik !

Memelilerden ve eski dünyadan

                           bir maymun,

büyük insansı sana inat !

Unutma ki modern insan sendin

                       Ey Sapiens;

ben hala dimdiksem eğer

 sen nasıl battın bu kadar çamura

  tıpkı bir sürüngen gibisin …

   neden Sapiens,neden ?

 Şimdi…

  Uzaklardan,çok uzaklardan Sapiens,

  sana sesleniyorum çığlık çığlığa;

   vakit çok geç olmadan

    ve olur ayağa kalk,

     kurtul pranga ile tasmandan…

 

  

 AyHan ALEMDAR

19 Nisan 2011

 

 


İKİ ÇARPI İKİLİK TESİS

 

İKİ ÇARPI İKİLİK TESİS

Her çocuk ağlar genelde doğduğunda.

Anneme sormuştum bir zamanlar;

Ben gülmüşüm oysa ağlanacak hallara…

Şimdi sıra sizlerde…

Siz güleceksiniz ağlanacak halime..!

 

Her akşam yatarken yatağıma,

   umut ederim yarın sabah doğacak güneşi;

     olmaz derim

       bu akşam da olmasın,kalsın

         ama sabah yine yoktur güneş !

Temmuz sonunda zemheridir içimdeki…

 

Siz hepiniz,seviniz çok seviniz birbirinizi…

Gayri giderayak itten aç yılandan çıplak

   çalıp kapınızı her birinizin birer birer

      sevgi dilendim eğilmeden

        açlığım,doymamışlığım budur benim

          ağlamasın diye çocuklar

             ağlamasın,ağıt yakmasın diye analar…

 

Kokmuş bir deryanın ortasındayım

   tuz kokmuş,balık kokuşmuş

     boşunaymış tüm çırpınışlar

       önüm arkam köpek balığı

         bense kendi hayallerimde

           yel değirmensiz Don Kişot !

Yemen’de at izlerinden su içiyorum

   Çanakkale’den yadigar

      beynimin sol lobundaki kurşun

Kah Balkanlar’dayım

   kah Karabekir ile Şark’ta

     dönüp baktığım tek yer Samsun

       çıt yok yine de

boylu boyunca uzanmış bir gerilla

  sınıfsız zümresiz birinci Kuvvacı

   çetecinin tezgahında işkencede…

 

Sizi bilemem amma

ben ölüyorum galiba…

Elma mı, armut mu diye

               beklemesin hiç dostlar!

Dünya sizin olsun,

Korkmayın !Dedim işte;öldüm

                               öldüm ben..!

Haklı olmak yok imiş bu alemde,

belki toyluğumdan

  belki de verdiğim ikrarlardan…

Oy dost çık artık saklandığın mağaradan,

    çıkarabilirsin artık sakladığın

      bıçağı arkandan !

Dünya sizin olsun,ben öldüm…

 

Diyorlar ki; “Korkaksın Sen!”

Bunu söyleyenlerin öznesi hep “ben” idi.

Kendileri yani…

Söylenecek çok lafım var onlara amma

  yazıktır kalem ile kağıda

    bir de boşa geçen zamana…

 

Olmadı hiç gözüm para da pul da

  neyim varsa aha da üzerimdeki

                                 şu çulda…

Giderken kendi hiçliğime

  Son sözüm “Alfa-Omega” .

Haydi Allahaısmarladık,Eyvallah…

 

Ararsanız şimdilerde beni

   elinizi çabuk tutun,derim.

Keza umutsuz adımlarım

  ulaştı Filler Mezarlığı’na..!

Dün geçti be cancağızım,

  Yarın gelmedi hiç,gelmeyecek de…

Bugün ise her şey yasak bana.

Ezadır,cezadır artık yaşamak;

  yıllardır hissetmek,bütün suçları

    bütün yanlışları taşımak  sırtında.

 

Yine de size rağmen en iyisidir yaşamım.

  Bencileyin kendi narsist çayımda,

    sizinle son nefesimde

     giderken kendi hiçliğime

      gülümseyerek hepinize

        kimsesizliğinizin kimsesi

          korkularınızın kahramanı

            sevgisizliğin tanrısı olmak.

             Son sözüm “Alfa-Omega” .

Haydi Allahaısmarladık,Eyvallah…

 

Aslında olsaydı bu ülkenin fırınları,

 -Neron’a,Hitler’e,Mussolini’ye inat-

    savuracaktım küllerimi

      Meriç’ten Fırat’a,

        Sakarya’dan Kızılırmak’a,

          Gediz’den Murat’a…

Amma gideceğim yer belli;

   Ada 18,Parsel 389’da

      yatmakta olan babamın kollarında

        Bağçeşme’deyim yakında..!

-Belki siz ölüler bile istemeyeceksiniz beni-

 Amma velakin elimdeki tek malım,

                                     tek tapumdur

üst yapım ruhsat harcı bedeli ödenmiş…

Hasılatı bizatihi yatırılıp vergilendirilmiş,

  cilt 58,varak 3767’de kayıtlı

    iki çarpı iki ebadında

     iki kişilik bir tesis …

      Açılışa beklerim hepinizi !

 

  http://ittenacyilandanciplak.bloggum.com/


İsimsiz Sevgililer

Bize sevmesini öğretmediler sevgili,bize hep sevgiyi saklamasını öğrettiler. Hep bekletmeyi.,. hep ertelemeyi… bu yüzden biz kiminle birlikteysek bir diğerini ama hep uzakta olanı özledik, hiç dinmedi doyumsuzluğumuz, biz hep uzaktakini sevdik sevgili…yanımızdakini değil, odamızın duvarının arkasındakini değil, birşeyler paylaştığımızı değil,uzaklardakini, ulaşamadığımız kadar uzaklardakini sevdik…Yanımızdakileri kırıp geçirdik,incitip üzdük de, hep ulaşamadıklarımıza sakladık söyleyemediğimiz o güzel sözleri…

 Özlediğimiz sevgiden delice korktuk biz sevgili. Sevmek bizim için sınırlarımızdan hiç çıkmamaktı. Kendi sınırlarımızda sevmek hep kapana kısılmaktı.Bu korku yüzünden hep karşımızdaki insanların sevgisini eksik bulduk,küçümsedik onların sevgisini,yeni heyecanlar arama isteği vardı.Bir kişide takılı kalmak ne kadar basit diyorduk. Gözümüz hep uçan kuşlardaydı.Yüksek dağların en tepesinden bakıyorduk insanlara biz. Sorun bizdeydi sevgili. Sevgiye inançsız olan bizdik…Bir insan bizi sevmeye başladığında,yenildiğinde sevgimize;ondan uzaklaşır, nasıl da tiksinirdik sevgilerinden biz. Ama bizden biraz uzaklaşmaya görsünler onları yana yakıla nasıl da arardık. Çünkü biz sevilmeye alışmıştık, hatırlasana nasıl da ihtiyaç duyardık seslerine, kokularına. Kaybolmuştuk dağıttığımız sevgilerde. Kim bizi seviyordu, biz kimi seviyorduk. Sınırlar erir, karışırdı herşey. Öksüz sahipsiz bir sevgimiz vardı ama onu kime vereceğimizi şaşırdık. İnanırlardı bize,inanırlardı o öksüz, sahipsiz, başıboş sevgimize. Çünkü çevremizdeki herkes o kadar hasretti ki sevgiye…Çünkü onlar da bizim gibi sınırlar içinde büyümüşlerdi. açılamıyorlardı,kendilerini tanıyamadan çıkamazlardı, sınırdan izinsiz çıkış yoktu bize,sevgiye geçit yoktu.Kaç zamandır kendimizi kandırdık sevgili. Kimi sevenler şarkılarda yaşatır sevdiğini,kimi eski cüzdanındaki eski, soluk bir resimde, kimi ise hayallerle süslediği sınırlı dünyasında anlatacak çok şeyleri yoktur.Çok olan sadece çektikleri acılardır sınırlı dünyalarında.Bunu bilirler sevgili,ama kıramazlar zincirleri.
Aşkı,sevmeyi,sevilmeyi kendimizi adamayı o kadar çok özlemişken,aynı zamanda ikiyüzlülükte içimize işlemişti.Kendimden biliyorum,gözümüzde hayatımızın zerre kadar önemi yoktu.Gerektiğinde hayatımızı hiçe sayacak kadar kahraman ama bir o kadar da yalancı ve riyakardık sevgili.
Patlayıcı bir madde gibi taşırdık sevgileri.Kaygı dolu,ürküntü dolu bir sır gibi taşırdık sevgileri.Okuduğumuz yoksulluk romanlarında,gözyaşlarıyla seyrettiğimiz filmlerde anlatılan kahramanların hayatlarından daha berbattı hayatımız aslında.Ama kendimize duymadığımız şefkati onlara duyardık…Birbirimize ne kadar ne kadar üzüldüğümüzü gösteremediğimizden,birbirimizin derdine yeterince eğilemediğimiz için bu filmlerdeki kahramanların hayatlarına ağlardık doyasıya….
Aslında birbirimizi çok sevmek istiyorduk,ama nedense çok utanıyorduk bundan ve hep erteliyorduk.Yürürken sokakta karanlıklar eşlik ederdi yalnızlığımıza.Sokağın sonunda o gökyüzünün yalancılığı bizi de vururdu kaybolan o sahipsiz aşklarıda…
Biliyormusun bugüne kadar hep seviyormuşum gibi yaptım ben.Aslında onları tanımıyordum ben,ama yinede ihtiyacım vardı sevgilerine .Bağışlasınlar beni ve unutmasınlar,onlar adına onlardan daha çok acı çektim ben…
Bir tek seni tanıyorum aslında ben…Bir tek seni…
Dinliyorum anlat hadi…Demek sonsuza dek kaçıyormuş insan kendisinden…

 

http://www.hikayeler.gen.tr/2010/07/08/isimsiz-sevgililer/


Acıyı Telaffuz  

 

 Acıyı Telaffuz

 Beni yatılı okulun askeri cinnetine sürdüler,

ah ki, kahırdan bir dizeye kırdılar beni.

Anama, avradıma, düşlerime,

ilk gençlik heveslerime sövdüler.

 

“Askerim, benim ağzım kuşlardan” mı demişti Edip.

Benim ağzım, kan revan düşlerle örülüdür hep,

on dördümde kırılan ön dişlerimin hatrına, kavgada.

 

Ah, beni ne çok unuttular Cemal Abi,

atıl bir yerinde kimsesizliğin.

Bak, birden sen geldin gene aklıma, her nasılsa,

“Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız”gibi.

 

: Kalbim dönmüyor gibi, tortulaşmış bir acıyı telaffuz etmeye.

 

Serkan Engin

Aralık 2010


Anama Gözünüz Gibi Bakın ! ! !

Anama Gözünüz Gibi Bakın  ! ! !

 Anama Gözünüz Gibi Bakın ! ! ! 

Bugün bu evde,
Anamın yanında son günüm.
Mahpusa koyacaklar beni.
Yetmez adalete gücüm.
Bacılarım, gardaşlarım.
Sizlere sözüm.
Anama gözünüz gibi bakın.
Üşümesin sobasını yakın.
İlaçlarını vermeyi unutmayın sakın.
Aşını pişirin, ekmeğini alın.
Canını sıkıp da ağlatmayın.
Üzmeyin biricik anamı.
Tek başına bırakmayın.
Her gün yanında biriniz kalın.
Ben bakmam sen bak.
Sen bak ben bakmam kavgası yapmayın.
Susun n’olur susun.
Allah’ınızı seviyorsanız susun.
Ben ister miydim böyle olsun.
Aaah aaah.
Kaderin gözü kör olsun.

Bugün bu evde,
Anamın yanında son günüm.
Mahpusa koyacaklar beni.
Yetmez adalete gücüm.
Bacılarım, gardaşlarım.
Sizlere sözüm.
Anama gözünüz gibi bakın.
Bir yeri ağrırsa hemen doktora götürün.
Ben yokken gülemez amma.
Siz bir şeylere güldürün.
Götüremeyiz demeyin,
Görüş günlerimde yanıma getirin.
Gözyaşlarını silin.
Teselli edin.
Merdivenlerden inerken kolundan tutun.
Maaşının sıra kuyruğuna siz durun.
Yürüyerek götürmeyin.
Bir taksi tutun.
Para yok demeyin.
Alın size para.
Susun n’olur susun.
Allah’ınızı seviyorsanız susun.
Ben ister miydim böyle olsun.
Aaah aaah.
Kaderin gözü kör olsun.

 

http://www.antoloji.com/siir/multimedya/redir.asp?multi=128859


Aşk! ..

Aşk! ..

Birini Sevmek tamam da Aşık Olmak mı Asla! ! .. Nasıl Çıkarım Rabb'imin Huzuruna? .. İhanet ettim Diyerek AŞK'a! ..

 

http://www.antoloji.com/siir/multimedya/redir.asp?multi=128880


Nöbetçi Aşık

Nöbetçi Aşık